bi filmi izledikten sonra kitabını alıp okuma alışkanlığı yeni başladı bende. ama izlediğim onca film arasından 'lovely bones' (cennetimden bakarken) kadar beni etkileyen ve içinde kendimi kaybettığim belkide bulduğum bir film yok. oyüzden bundan bi kaç ay önce ingilizce baskısını zarzor bulup okudum. kitapların filmlerden daha etkileyici olduklarını savunurdum zaten hep ama bu kadarınıda beklemezdim. size ucundan biraz cıtlatayım belki ilginizi ceker..

bu susie salmon (saoirse ronan); filmin başı hafif genclik filmlerini andırıyor takii sahneler agırlasıp susie beni etkileyen ve ekrana kitlenmeme sebep olan ilk cümlesini kurana kadar : 
'My name is Salmon, like the fish; first name Susie. i was fourteen when i was murdered on December 6,1973.'

film/kitap susienin 'acımasızca' oldürüldükten sonra dünya ile cennet arasında kalıp ailesini ve özellikle de katilini izlemesi, sonucunda ruhunu tamamıyle dünyadan koparması üzerine..
kitabın özellikle ingilizcesini aramamın sebebi, okadar güzel ve kendimle özdeştirdiğim sözler vardi ki filmde, kitabının türkçe cevirisinde muhtemelen onlarla karsılasamayacagımı düşünmemden. 
mesela kitabın girişinde; 
'Inside the snow globe on my father's desk, there was a penguin wearing a red-and-white-striped scarf. When I was little my father would pull me into his lap and reach for the snow globe. He would turn it over, letting all the snow collect on the top, then quickly invert it. The two of us watched the snow fall gently around the penguin. The penguin was alone in there, I thought, and I worried for him. When I told my father this, he said, - Don't worry Susie; he has a nice life. He's trapped in a perfect world.' (hatırlayanlar; cok begenıp postlamıstım facebookta)

babasının susie daha cok küçükken okuduğu şiir..
'Stones and Bones; Snow and Frost; Seeds and Beans and Polliwogs. Paths and Twigs, assorted Kisses, we all know who Susie misses..'
(Lullaby for Susie)

buda en sevdiim en benimsediğim: 
'I wasn't lost, or frozen, or gone... I was alive; I was alive in my own perfect world. '


filmin fragmanı; _The Lovely Bones - Trailer_
beni bambaşka bir dünyaya götüren film soundtracki; _Song of the Siren_
( kitabın yazarı: Alice Sebold ; filmin yönetmeni: Peter Robert Jackson )



susie nin son sözlerine katılarak:
'I wish you all a long and happy life.'


hep çok yazardım ben. yazmayı öğrenene kadarda cok konusurdum. annemle babam susiim die radyonun sesini acarlardı arabada ben umursamazdım anlatacak okadar cok seyım olurdu ki duramazdım. bazen yorumlardım bazen büyütürdüm. bazen olasılıkları tartardım. ama kesınlıkle susmazdım. yazmayı öğrendim sonra. bi baktım ki sevmezmişim ben konuşmayı gerekmedikçe hatta gerektiğinde bile sevmezmişim. 
odamda hale eski defterler ajandalar vardır dopdolu yazdıklarımla.. cok farklıdır benım yazım. kelımelerle oynamayı severım hep. karamsarlık var o defterlerde üzüntu, soğukluk bı yandanda umutsuzluk. o küçük yaşımda hayata niye okadar şairane ve karanlık baktıgımı merak edıyorum sımdı. değiştim cunki. anlamıyorum. nie umutsuz olasınki cok kucuksun daha. ama değiştim. umudum var artık. bakıs acım degıstı umut kavramına belkıde ondandır. umut ınsanlara ınsanlarla paylastıgım hayata dayalı sanırdım. oysa oyle degıl. umut sensın bıtek sen. ya hayal edersın cabalarsın yaparsın olursun edersın. ya da yapmazsın cabalamazsın olmazsın etmezsın. kımsenın ne faydası olur ne zararı. belkı bunuda bı tur umutsuzluk olarak degerlendıren olur. ama diil. olgunlasmak bu farkına varmak. gercekcı yasamak. kendi pencerenden hayata bakmak. 
formspringde bi soru gelmişti 'sana nie özgürkız diyorlar. özgürlükten kastın? ' benzeri bir sey. 'özgür değilim ben. sizin dünyanızda size göre özgürüm.' tarzı bı cevap vermıstım. anlayabılene. 
hep boyle degıldım ben. eskıdende katıydım fıkırlerımde ama ızın verırdım deger verdıklerımın benı kendı mantıklarıyla yogurmalarına. sonra bı baktım kı kendılerı gıtmıs mantıkları kalmıs. bı suru hayat besler oldum ıcımde. bı suru fıkır. dengesızlık. fark ettım. fark ettırıldım eskı bı dost sayesınde. silkindım attım ıyı kotu herseı. koydum onume hepsını baktım ınsanlara ben yargıladım bu sefer ben degerlendırdım. eledım. hem kendımden eledım hem onlardan. bugunse tamamıyle benım. olması gerektıgı gıbı. ne yanlıslarımı ne de dogrularımı surukluyorum pesımden. bambaska bırıyım. tekrar dogmus gıbı umutla sevıncle bakıorum dunyaya buyuttugum penceremden. bıtek ders aldıklarım var dusuncelrım yanımda. bosuna yasamadım ya. 
sımdı daha cok sevıyorum yazmayı. ben ben oldum ben yazıorum artık. yeni blogum hayırlı olsun :)